TEMMUZ SAYIMIZI
HEMEN OKUYUNUZ
  • Facebook
  • Twitter
  • YouTube
  • Pinterest
  • Instagram
cinematheque
bursa

Son Uyanış Filmi,

Tesiyapder'in Covıd-19

Standartları ile Çekime Başladı

 

Koronavirüsten (Kovid-19) en çok etkilenen sektörlerden birisi olan sinema sektöründe "yeni normal"e geçiş süreci başladı. Bu kapsamda daha önce hazırlıkları durdurulan fantastik drama türündeki "Son Uyanış" filmi için ilk çekimler yapıldı.

1.JPG

Uluslararası Göç Filmleri Festivali,

Dünyanın ‘Birbirine’ Empatiyle Bakmasını Sağlayacak

İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Genel Müdürlüğü tarafından 14 - 21 Haziran tarihleri arasında online gerçekleştirilecek “Uluslararası Göç Filmleri Festivali”’nin tanıtım toplantısı İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun katılımıyla yine online olarak düzenlendi. Cumhurbaşkanlığı himayelerinde, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın katkılarıyla düzenlenen ‘dünyanın ilk sınırsız erişimli film festivali’yle ilgili konuşan İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ‘’Bugün göç var. Göç aslında hep var. Dilde var, zihinde var, kültürde var, sözde, sevgide var.

1.jpg

Ertan Simer,

Vefat Etti

 

2000-2006 yılları arası Kadıköy Sinema Tek sinemasının ortaklarından Ertan Simer, vefat etti.

1.jpg

Genç Senarist ve Fotoğrafçı Adaylarının Yarışması Başladı

T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı ve TÜRSAK Vakfı tarafından bu sene ilk defa çevrim içi olarak gerçekleştirilen 16. TÜRSAK Çocuk Filmleri Festivali kapsamında düzenlenen “Filmimin Hikâyesi” ve “Genç Objektif” yarışmalarına başvurular başladı.

5.jpg

Documentarist İstanbul Belgesel Günleri 

06 - 16 Haziran 2020

 

Documentarist İstanbul Belgesel Günleri'nin 6-16 Haziran 2020 tarihlerinde gerçekleşecek 'home edition' versiyonu, geçmiş programlarından  seçtiğimi 10 film, usta sinemacı Alan Berliner'le sinema dersi, günlük yönetmen söyleşileri ve çeşitli atölyeler ile dolu dolu bir programdan oluşuyor.

 

8.jpg

İtalyan Kültür Merkezi Youtube Kanalında Yılın Yeniden

En Kısa Günü


RIFF (Roma Indipendent Film Festival) işbirliği ile geçtiğimiz Aralık ayında “Yılın En Kısa Günü” etkinliği kapsamında Türkiye'de faaliyet gösteren İtalyan temsilcilikleri (Ankara, İstanbul ve İzmir) aracılığıyla yakın dönem 5 kısa metrajlı İtalyan filmini gösterime sunulmuşu. 27-29 Mayıs tarihleri arası Youtube kanalında filmler izlenime sunulacaktır.

15.png

Zafer Algöz'ün

Renkli Anılarını Anlattığı

Kitaplarıyla Kahkaha

Tufanına Hazır Olun!


İnkılâp Kitabevi #evdekalkitaplakal etiketiyle, küresel COVID-19 salgınına karşı alınan sağlık önlemleri nedeniyle evlerine kapanan okurlara yazarlarının eserlerinden öneriler sunmaya devam ediyor. Zafer Algöz, İnkılâp Kitabevi’nden çıkan Haşırt Dı Bilekbord ve Keş On Dı Teybıl kitaplarında Kemal Sunal’dan Sadri Alışık’a, Öztürk Serengil’den Fatma Girik’e, Erkan Can’dan Cem Yılmaz’a, Süleyman Seba’dan Can Yılmaz’a birçok ünlü isimle setlerde, sahnede ve dost meclislerinde yaşadıklarını anlatıyor. Birbirinden renkli anılarla kahkaha tufanı yaratırken bir yandan da şaşırtan Haşırt Dı Bilekbord ve Keş On Dı Teybıl, inkilap.com’un yanı sıra dr.com.tr ve kitapyurdu.com adreslerinde!

9.jpg

Comscore Movies'in Türkiye Sineması İçin Gerçekletirdiği İlk Webinar Tamamlandı


Comscore Movies'in Türkiye Temsilcisi Deniz Yavuz'un moderatörlüğünde Pandemi sürecinin ardından Türkiye'de sinema yaşamı üzerine yapılacaklar konusunda:

 

-Elif Dağdeviren

Yapımcı, Türsak Vakfı Başkanı

-Ferhat Aslan

CJ Entertainment Turkey Gen.Md.Yrd

-İrfan Demirkol

Büyülüfener Sinemaları Sahibi,                                    SİSAY Başkanı

-Kemal Kaplanoğlu

Yapımcı, TME Films kurucu ortağı

katılımıyla, WEB semineri düzenlenecektir.


10.jpg

Altyazı Fasikül’ün Çağrısıyla Sinemacılar

“İçeriden Dışarıya” Bakıyor

 

Sinemada ifade özgürlüğü alanında faaliyetlerini sürdüren Altyazı Fasikül: Özgür Sinema, salgın gündeminin sinemacılar ve üretim biçimleri üzerindeki etkilerine odaklanan yeni video serisini takipçileriyle paylaşmaya hazırlanıyor. Altyazı Fasikül’ün çağrısıyla sinemacıların salgın sürecinde ürettikleri kısa videolar her salı saat 18:00’de Altyazı Sinema Dergisi’nin YouTube kanalından yayınlanacak. Serinin ilk videosu olacak Fatih Pınar’ın Şehrin Hayaletleri filmi 26 Mayıs 2020 Salı günü, saat 18:00’den itibaren Altyazı’nın YouTube kanalından izlenebilecek. İlk gösterimin ardından saat 18:30’da Fatih Pınar ve Fırat Yücel film hakkında bir söyleşi gerçekleştirecek.


 


16.png

2 kişi çekilen

bir pandemi filmi:

KENDİNİ YALNIZCA KENDİNDE YOK ET

 

Senarist & Yönetmen: Nihan Belgin

Oyuncu: Nihan Belgin

Kurgu: Nihan Belgin

Ses Tasarımı & Müzik: Nihan Belgin

Görüntü Yönetmeni: Umut Beşkırma

10 dk. // Siyah Beyaz // Türkçe // İngilizce Altyazılı

Teaser link: https://vimeo.com/420541271

Film link: https://vimeo.com/421304010

 

Karantina sürecinde evde ve ıssız İstanbul sokaklarında çekilen bir kısa film “Kendini Yalnızca Kendinde Yok Et”

 

Filmin yönetmeni daha önce birçok uzun metraj ve belgesel projeleriyle karşımıza çıkan ve çok yönlü çalışmalar yapan Nihan Belgin.

 

Nihan Belgin yönetmenliğin yanı sıra filmin senaryosunu da yazdı. Ayrıca oynadı ve filmin müziklerini besteledi. Uzun yıllardır projelerde birlikte çalıştığı Umut Beşkırma ise filmin görüntü yönetmenliğini üstlendi.

 

Film, 25 Mayıs – 1 Haziran tarihleri arasında 1 hafta boyunca Kinema Film’in vimeo kanalından online olarak yayınlanacak. Sonrasında da filmin festival serüveninin başlaması planlanıyor.

 

Sinopsis

 

Salgın boyunca vaktini evde geçirmek zorunda olan genç bir kadının varoluş sancıları… Belirsiz bir sessizlik… Düşünmeye ayrılan sonsuz bir zaman… Siyah beyaz bir ağıt…

 


 


1.jpg

Dorsay'dan, 

Korona Günlerinde '2 Kitap'

 

Sinema yazarlığının duayen ismi Atilla Dorsay Koronavirüs (Kovid-19) salgınında 2 kitabını tamamladığını müjdeledi:

-Altın Ayı’dan Altın Palmiye’ye: Dünyaya Açılan Sinemamız/ 2010-2020

Türk Sineması'nın son 10 yılının değerlendirildiği kitapta, 200 film eleştirisinin yanısıra vefat eden sanatçılarımız, başlıca olaylar ve yılın en iyileri olmak üzere kapsamlı bir çalışma olduğunun altı çiziliyor...

-Hayatımızı Değiştiren Filmler: Başyapıtlar Dönemi/ 420 Filmle 2015-2020 Yılları

Bu kitapta ise son beş yılın yabancı filmlerinin değerlendiriliyor.

Cambazoğlu'ndan

2000'ler in

En İyi Yönetmeni

Anketi

 

Gazeteciliğe 1984 yılında Hürriyet Gazetesi'nde başlayan, 1987 yılında girdiği Cumhuriyet Gazetesi'nde pazar günleri yayınlanan Cumhuriyet Dergi'nin yayın yönetmenliği görevini de üstlenen Cumhur Canbazoğlu sahibi olduğu http://www.sinemamuzik.com 

sitesinde sinema yazarlarıyla yaptığı anketin sonuçlarını açıkladı. Ankette ilk 10 giren yönetmenler ve aldıkları oy oranlarına göre: 

1- Emin Alper  195 puan

2- Pelin Esmer  145

3- Özcan Alper  136

4- Tayfun Pirselimoğlu  127

5- Seren Yüce  111

6- Tolga Karaçelik  87

7- Onur Ünlü  69

8- Semih Kaplanoğlu  67

9- Ümit Ünal  56

10- Kazım Öz  55

Anket ve ayrıntılarına http://www.sinemamuzik.com sitesinden ulaşılabilir. 

3_edited.jpg
Bursa Özel Açık Öğretim GSM.jpg

Talip Koç'un

Fransa Sinema Tarihi 

Kitabı, Yayınlandı...

 

 

Dünya sinema tarihinde 'ilk film, ilk sinema gösterisi' başta olmak üzere pek çok yeniliğin ilk kez Türkiye'de sinemaseverlerin hizmetine sunulduğu kitapta, Dünyanın ilk yönetmenliğini Köşede Yürüyen Adam kısa filmiyle Lumiere kardeşlerden devralan Louis le Prince'nin çalışmalarına da kitapta yer veriliyor.

 

Türkiye'nin ilk ve tek Fransa Filmleri Festivali 'Bursa Fransa Filmleri Festivali' kapsamında yayımlanan kitaba https://www.uluslararasibursafilmfestivali.com/  

sitesi üzerinden ulaşılabilir.

Hollywood Türkiye'de...
6.jpg
16.jpg

Greta Garbo, 

İstanbul Günleri'ni Anlatıyor... 

 

 

Greta Garbo 27 Kasım 1924 - 23 Ocak 1925 yılları arası Die Odaliske von Smolny filminin çekimleri için geldiği İstanbul'da yaşadıklarını 1928 yılı Mayıs ayında Photoplay Dergisi'nde ki röportajında anlatır. Türkiye'de ilk kez Cinematheque Bursa'da yayınlanacak bu röportaj ile Greta Garbo'nun Türkiye ve dönemin İstanbul'u hakkındaki görüşlerini öğreniyoruz:

 

"...Bir ay içinde Berlin'e geri döndük, oradan da filmi çekeceğimiz İstanbul'a gittik. İçinde pek çok Türk olacaktı."
"İstanbul! Nasıl anlatacağımı bilmiyorum. Orası insanların dediği gibi bir yer değildi. Kostüm giyer gibi bir hâlleri yoktu, Avrupai bir şekilde giyiniyorlardı. Yaşlı Türkler dışında, onlar pasaklıydı."
"Kirli dükkanları olan dar sokaklar; yemekleri yağlı olan kirli kafeler. Tembel Türkler - harikulade insanlar onlar."
"Bir gün sokaklardan birinde bir başıma yürüyordum ve yaşlı Türklerden birinin peşine takıldım - şu kirli ve tuhaf pantolonlu olanlardan. Biliyor musunuz onları? Onu kaç saat takip ettiğimi bilmiyorum. Belli bir yere gitmedi; gideceği bir yeri yoktu, öyle etrafta dolandı. Çok kirli birisiydi ama hayranlık uyandırıcıydı."
"Filmi çekmeye hiç başlamadık. Şirket iflas etti. Bay Stiller, gelmesi gereken paraya ne olduğunu görmek için Almanya'ya  geri dönmek zorunda kaldı. İstanbul'da bir başımaydım. A, evet, Einar Hansen -şu Hollywood'da kısa süre önce öldürülen İsveçli çocuk- da buradaydı. Filmde onunla birlikte oynayacaktık ama onu pek sık görmedim."
"İsveç elçiliğine davet edilmiştim. İki kere gittim oraya ama hoşuma gitmedi. İnsanların arasında olmak istemiyordum. İstanbul'da yalnız olmak hoşuma gidiyordu asıl. Pazarları gezip dolaştım. Yanımda bir rehber de vardı. Pazarlar o kadar büyüktü ki bir rehber öncülüğünde gezmediğiniz takdirde asla yolunuzu bulamazdınız."
“Çok huzursuzdum. Filmimiz için gereken paraya sahip olmamamız büyük bir hayal kırıklığıydı ama yalnız değildim. Bu tarihi şehri çoğunlukla tek başıma gezdim."

"Seyahat etmeye bayılıyorum. Seyahat etmeye yetecek kadar param olsun istiyorum hep. İsveç dışında geri dönmek isteueceğim bir yer yok. Her yeri gezmek istiyorum! Çin'in tepelerinin gerisine. Japonya'ya. Çinlilerin ve Japonların çok tuhaf yüzleri var. Acaba içleri nasıl merak ediyorum. Çin'deki binlerce yıldır varlığını sürdüren küçük şeylere dokunmak istiyorum. Biriyle birlikte seyahat edip etmemem mühim değil; seyahat ederken illa yanında birisi olması gerekmiyor.
“İsveç'e geri dönersem... Bilmiyorum. Bir ay, belki iki-üç ay kalırım en fazla. Orası muhtemelen bana çok sığ gelecek. Her yere gidip tüm insanları görmek istiyorum."
“Evet, İstanbul'a tekrar gitmek isterim ama orada yaşamak istemem. Orasının renkleri... onları tanımlayamazsınız bile. Onları tekrar görmek isterim ama bir aydan fazla kalmak istemem."

4.jpg
7.jpg
Onat Kutlar'ın Bursa Yılları...

Ömer Tuncer

Bursa'da Bir Onat Kutlar

 

Sevgili Onat Ağabey,

Yokluğun yirmi yılı geçmiş!.. Senin yaşının durmasından sonra, ben senin yaşına gelmiş, üstelik on yıl daha yaşlanmışım...

İlginç... Hiç böyle düşünmemiştim...

Önce seni tanımam, sonra tanışmam geliyor aklıma... Sonra da bana, bize, bizim yaşımızdakilere kattıkların... Sinema... Edebiyat... Şiir...

İş arayıp, yardım istediğimizde hiç unutmadığım sesin: "İnsan kendi işini kendi yaratır!.."

1966. Üniversiteye gidiyorum. Arkadaşlarımla İstanbul'da bir bodrum katı buluyor, tutuyoruz. Rastlantı bu ya, Şişli'de Kervan sinemasının bir sokak üstünde...

E, o yıllarda Sinematek de gösterilerini Kervan sinemasında yapıyor. Haftada birkaç akşam Kervan sinemasındaki gösterimleri izlemeye başlıyoruz.

Bursa'da lise son sınıftayken, gazetelerden Türk Sinematek'inin kurulduğunu, gösterimlere başladığını, senin "Sinematek Yönetmeni" olduğunu okuyor, arada radyo haberlerinde ya da doğrudan seninle yapılan söyleşilerde o davudî sesini duyuyorduk.

Yavaş yavaş seni de daha sık görmeye, tanımaya başlıyorum.

Kiminin adını bildiğim, kiminin bilmediğim, şimdiye değin sinemalarda izleme şansı bulamadığım bir sürü film izliyorum. Büyük çoğunluğu bilmediğimiz yabancı dillerde...

ÖMER TUNCER,

(Bursa 1946) Felsefeci, tiyatro sanatçısı, belgesel yapımcı ve yönetmeni, yazar.

 

İlköğrenimini Özel Yeni Okul ve Gemlik Şehit Cemal İlkokulu'nda; ortaöğrenimini Çelebi Mehmet Ortaokulu, Bursa Erkek Lisesi ve Atatürk Lisesi'nde tamamladı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi felsefe bölümünü bitirdi.


196l'de, ikinci kez kurulmuş bulunan Bursa Halkevi'nde açılan Oda tiyatrosunun (b. bak.) kurucuları arasında yer aldı. 1967'de Bursa Sinema Derneği'nin kurulusuna katkı sağladı, yönetiminde bulundu (bu etkinliği dolayısıyla "12 Eylül" müdahalesini izleyen dönemde istihbarat örgütlerince izlendi). 1968'de 8 milimetrelik bir kamera ile film çalışmalarına başladı. 1969'da, İstanbul Boğazı'nda demirleyen ABD 6. Filosunu protesto eylemlerini konu alan Amerikan Filosu adlı ilk belgeselini çekti. Bu filmiyle 1970 yılında düzenlenen 4. Hisar Kısa Film yarışmasında ikincilik ve jüri özel ödülüne layık görüldü (reversal çekilmiş, bu nedenle tek kopya olan bu film, sonradan gönderildiği Hollanda'da kayboldu).


1973'te kısa süre felsefe öğretmenliği yaptıktan sonra, Milli Eğitim Bakanlığı Film Radyo ve Televizyonla Eğitim Merkezinde televizyon yapımcısı olarak çalışmaya başladı. Yirmi yıl boyunca bu görevini sürdürdü. Üç yıllık yorucu bir çabanın ürünü olarak çektiği Anadolu Uygarlıkları adlı belgesel çalışması, eğitimde radyo ve televizyon kullanımı konusunda getirmeye çalıştığı anlayış değişikliği nedeniyle engellendi, ekrana çıkarılmadı. Bunun üzerine, çalışmasını İşte Anadolu adıyla kitaplaştırdı. Bu yapıtı 1999'da Arkeoloji ve Sanat Yayınları tarafından ikinci kez basıldı.


1988'de, sonradan Ankara Uluslararası Film Festivali adını alacak olan Ankara Film Şenliği'nin kumcuları arasında yer aldı. Bu festivali düzenleyen Dünya Kitle İletişimi Araştırma Vakfı'nda yönetim kumlu üyeliği yaptı.


1993'ten 1996ya değin Kültür Bakanlığı Sinema Genel Müdür yardımcılığı ve Sinema Dairesi başkanlığı görevinde bulundu. Bu tarihte emekliye ayrılarak Mudanya'da eski bir yapıyı satın alıp yenileyerek "Mudanya Sanat Evi" adıyla bir kültür ve sanat merkezi açtı. Ancak ekonomik olanaksızlıklar nedeniyle sürekliliğini sağlayamadı.


Belgesel sinema çalışmalarını sürdürmekte.

 

 

Onat Kutlar, Bursa'nın Karacabey İlçesi'ne 

bağlı Dağkadı Köyü'nde askerliğini öğretmen olarak yaparken...                            FOTO: Ömer Tuncer

 

Sinemaya girdiğimizde dağıtılan üç-dört satırlık özetleri okuyarak filmleri anlamaya çalışıyoruz...

Gösterimlerden birinde filmi sunarken Henry Langlois'nın bir sözünü yineliyorsun:

- "Sinematek seyircisi bir Hint filmini Çince altyazılarla Rusya'da izleyebilen insandır!.."

Bursa'ya gidişlerimde, Halkevi'ndeki arkadaşlarıma, Sinematek'i anlatıyorum:

"Biz de Bursa'da bir Sinema Derneği kurmalıyız!"

1967 yazı. Bir gün Halkevi'ne girerken, hemen yandaki Milli Eğitim Müdürlüğüne senin girdiğini görüyorum!.. Gözlerime inanamıyorum: "Bursa'da bir Onat Kutlar!.."

4.jpg

Onat Kutlar, Bursa'nın Karacabey İlçesi'ne 

bağlı Dağkadı Köyü'nde askerliğini öğretmen olarak yaparken...                            FOTO: Ömer Tuncer

 

Sinemaya girdiğimizde dağıtılan üç-dört satırlık özetleri okuyarak filmleri anlamaya çalışıyoruz...

Gösterimlerden birinde filmi sunarken Henry Langlois'nın bir sözünü yineliyorsun:

- "Sinematek seyircisi bir Hint filmini Çince altyazılarla Rusya'da izleyebilen insandır!.."

Bursa'ya gidişlerimde, Halkevi'ndeki arkadaşlarıma, Sinematek'i anlatıyorum:

"Biz de Bursa'da bir Sinema Derneği kurmalıyız!"

1967 yazı. Bir gün Halkevi'ne girerken, hemen yandaki Milli Eğitim Müdürlüğüne senin girdiğini görüyorum!.. Gözlerime inanamıyorum: "Bursa'da bir Onat Kutlar!.."

Alla alla!..

Sesleniyorum:

- "Onat Bey!.. Onat Bey!.."

Dönüp bakıyorsun... Koşarak yanına geliyorum...

-"Onat Bey, ne işiniz var burada?"

-"Sizi Sinematek'ten tanıyorum." diyorum. "Biz de Bursa'da bir Sinema Derneği kurmak istiyoruz."

- "Askerliğimi öğretmen olarak yapmak üzere Bursa'ya atandım" diyorsun."Milli Eğitim Müdürlüğüne gidip işlemlerimi yaptırayım, sonra gelirim, konuşuruz."

- "Tamam, bekliyorum" diyorum...

İşlemlerin bitince Halkevi'ne geliyorsun... Arkadaşlarımla tanıştırıyorum, hep birlikte konuşuyoruz... Karacabey ilçesi, Dağkadı köyü ilkokuluna atanmışsın.

Ama ana konumuz, Türkiye'de, pek çok yerde kurulmakta olan Sinema Dernekleri...

Daha da heyecanlanıyoruz... Hiç çare yok, bu derneği kuracağız!.. Sinematek de bize yardım edecek, haftada bir film yollayacak!..

Dağkadı köyüne taşınmak üzere İstanbul'a dönüyorsun... Bu arada biz de hızla Derneğin kuruluş işlemlerini sürdürüyoruz!..

Köyde öğretmen lojmanına yerleşiyorsun. Biz de Halkevi'mizin Yönetim Kurulu üyesi sevgili Ekrem Azman'la birlikte zaman zaman sana geliyoruz. Hem seni görüyor, hem Bursa Sinema Derneği'nin kuruluşu konusunda konuşuyoruz.

Lojmanında bize yemek yapıyorsun. Bir fotoğrafını da burada çekiyorum.

Lojman dediğim kerpiç bir köy evi.

Okul derme çatma bir yapı...

Bursa Sinema Derneği, 1967 güzüne yetişiyor. Gösterimleri Bursa'nın ünlü Saray Sineması'nda yapacağız.

Açılış filmimize seninle birlikte karar veriyoruz. İsveç sinemasından ödüllü bir film: Henning Carlsen'in Knut Hamsun'dan uyarladığı "Açlık"!

Bütün Bursa'ya ilan ediyoruz: "Açılışı Sinematek'in yönetmeni Onat Kutlar yapacak!.."

Üstelik bu ilk gösterimde giriş için üyelik, para falan da gerekmiyor.

Gösterim saati geliyor. Sinema tıklım tıklım. İğne atsan yere düşmüyor. İlginin nedeni, filmden çok, senin gösterimde bulunacak olman.

1960'lar, Kemalist aydınlanmanın izlerinin henüz yitirilmediği yıllar. Hem "İkinci Yeni"nin en önemli yazarlarından olman, hem Sinematek'in yönetmeni olarak senden gazetelerde, radyolarda söz ediliyor olması Bursa'lıları salona doldurmuştu.

Dağkadı köyü uzak bir yer değil, Çanakkale yolu üzerinde, Karacabey'in bir köyü. Derslerinden sonra iki saatin olacak, kolayca gelirsin diye, birlikte hesaplamıştık...

Gösterime yarım saat var, yoksun. Çok daha erken gelirsin diye umuyorduk.

20 dakika kaldı... Yoksun!..

15 dakika kaldı yoksun...

10 dakika... yok... yok... yok...

Rezil olmuştuk. Geleceksin diye bunca insanı toplamıştık. Salonda yer kalmamış, daha sonra gelenler yalnızca senin açış konuşmanı izlemek için ayakta beklemeye başlamıştı!..

Artık kapının önünde bekliyorduk!..

Beş dakika kala köşeden alı al, moru mor gözüktün... Elin yüzün karalar içindeydi. Koşarak geldin:

- "Ne bu halin Onat ağabey? Ne oldu?"

- "Sonra anlatırım!" dedin, "bana bir lavabo gösterin!.."

- "Beni konuşturma! Konuşacak halde değilim!"

- "Onat ağabey, olanaksız!.. Bu insanlar senin için geldi; konuşmanı bekliyorlar!.."

Elini yüzünü yıkadın. Tam saatinde, neredeyse seni sırtından iterek insanların karşısına çıkardık!.. Her zamanki gibi, son derece düzgün bir konuşmayla sinemayı, sinema derneklerinin işlevini, neden önemli olduklarını anlattın, filmin sunuşunu yaptın.

Ardından yine her zamanki gibi, en ön sıraya oturdun, "Açlık" filmini Bursa'lılarla birlikte kim bilir kaçıncı kez sonuna değin izledin!..

 

 

Sonradan anlattın: Dersinin bitiminden sonra, ana yola çıkıp araç beklemeye başlamışsın. Uzun beklemene karşın kimse seni almamış. Bir traktörle Karacabey'e gelmişsin. Oradan bir köy minibüsü ile bir köye kadar, ardından da bir kömür kamyonunun üstünde Bursa'ya ulaşmışsın...

Sevgili Onat ağabey... Nasıl unuturum? Filmden sonra Halkevli arkadaşlarımla birlikte gidip bir şeyler yediğimizi, ardından bizde kaldığını... O yıllarda İstanbul'a giden gemiye Yalova'dan binildiğini, bu yolculuğa seni yetiştirmek için gün doğmadan bütün acemiliğime (ve söz aramızda, ehliyetsizliğime) karşın babamın arabasının anahtarını alıp seni otöbüs garajına kadar götürdüğümü?..

Nasıl unuturum, sevgili Ekrem Azman'la birlikte Dağkadı Köyüne gelişlerimizden birinde, Manyas Gölü'nde, o yıllarda henüz yaygın olarak tanınmayan "Kuş Cenneti"ne bizi götürüşünü...

Oralı bir köylü olan Kuş Cenneti bekçisi Ali Kızılay'ın kayığıyla, Ağaçlardaki kuş yuvalarının arasında bizi gezdirişini.

Senin:

- "Kuşları boş verin, bekçiye dikkat edin..." deyişini...

Gerçekten de kafasında kasketiyle, kasık çizmeleriyle tam bir köylü görünümündeki bekçinin bizim ilgimizi çeken her kuşun Latince adını söyleyerek bizi şaşırttığını[i]...

Nasıl unuturum, Türkiye'de pek çok yerde kurulan sinema derneklerine, gereğinde sırtında film çuvalları taşıyarak verdiğin desteği, Türkiye'de ilk kez çıkan ve "gerçek" bir sinema dergisi olan "Yeni Sinema"yı arkadaşlarınla birlikte çıkarmış olmanı...

Nasıl unuturum, Adlarını duyup, filmlerini izlediğimiz pek çok sinema insanını Türkiye'ye davet ederek, yaptığın söyleşileri... Agnes Varda aklımda, Pier Paolo Pasolini, Alain Robbe Grillet aklımda... Bulgar yönetmen Vulo Radev canlandırma yönetmeni Todor Dinov söyleşileri, filmleri aklımda...

Yeşilçam'ın, yazıların nedeniyle seni düşman görmesine karşın sürdürdüğün yapıcı eleştirilerini... Sinematek üyesi 2000 kişinin oluşturduğu potansiyelin Türk sinemasını nasıl değiştirdiğini, yeni genç yönetmenlerin bu ortam içinde yetiştiğini nasıl unuturum...

Benim de içinde bulunduğum, çoğu öğrenci "Genç Sinema"cıların bir dergi çevresinde, bu ortam içinde ortaya çıktığını... Dergiye Sinematek gönüllüleri olarak bütün gücünüzle verdiğiniz desteği...

Bursa Sinema Derneği, önce Belediye tarafından engellenmeye çalışıldı. Nedenini anlayamıyorduk. Sonra, bir gece yarısı, MİT görevlisi olduğunu söyleyen biri Saray Sineması işletmecisinin evine gelerek bizim derneğimize artık salonunu vermemesini istemişti. Salonsuz kalmıştık. Direnmeliydik!.. Eski, kötü, artık kullanılmayan, taşınabilir bir gösterici bulduk. Halkevi salonunda o yılın gösterilerini sürdürmeyi başardık. Üyelerimiz de direniyor, salonun içindeki gösterici sesine karşın ısrarla filmleri izlemeye geliyordu!

Sonra kapanmak zorunda kaldık!..

Engellemeler sırasında bize verdiğin desteği de unutamam. Yeni Sinema dergisine yazdığın yazılar, koyduğun haberler. Başka dergilere ve gazetelere Bursa Sinema Derneği ile ilgili verdiğin bilgiler, ropörtajlar...

Daha sonrası da var... Nasıl unutulursun Onat Ağabey?!. Sinematek'den sonra İstanbul Film Günleri/Festivali'ne katkıların... Öykülerin, Senaryoların, şiirlerin, denemelerin, kitapların... Yapımcılığını üstlendiğin filmler...

Bu ülkenin sinemasında unutulmuş kahraman olarak kalmayacaksın Onat ağabey. Seni unutmak, Türkiye'de edebiyatı,  sinemayı da unutmak olurdu!..

Yürek dolusu sevgilerimle...